Dört gözle beklediğimiz bahar kendini biraz naza çekmiş olsa da sonunda geldi. Dallar çiçeklendi, küçük dostlarımız hareketlendi, dereler berraklaştı, etraf yeşillendi. Kısaca doğa yenileniyor. Doğa yenilenirken kendimizi de yenilemeyelim mi? Merakla “Nasıl mı?” diyorsanız ve bir Çayperest yazısı okuyorsanız, cevap belli. Tabii ki çay ile yenileniyoruz. Toksin atıcı etkisi bulunan bitkilerin harman olduğu çaya detoks çayı diyoruz. Ve detoks çayı…

Geliyor efendim, gönlümün efendisi geliyor. Ben gidemiyorum ama olsun, gidecek olanlar adına mutluyum. 29-30 Nisan’da, yani bu hafta sonu Haydarpaşa Garı’ndan mükemmel çay kokuları yükselecek. Tarih kokusu çay kokusuna karışacak. Taylandlı sofistike Oolong çayından mis gibi vanilya kokan rooibos çayına, buram buram çiçek ve meyve kokulu çaylardan anlı şanlı siyah çayımıza kadar tüm kokular el ele verecek, ahenkle dans edecek,…

Bir bardak çay değil mi tüm yorgunluğumuzu alan? Muhabbetleri koyulaştıran? Çayı güzel olan çay bahçeleri, kafeler, bağlar, bahçeler gönlümüze taht kurmuyor mu? Düşünün ki çayı güzel olan bu yerlerin çayı kadar kendisi de güzel. Hani deseler ki “Bundan sonra burada yaşayacaksın.” hiç itiraz etmeden kabul edeceğiniz kadar güzel. Sizi daha fazla sabırsızlandırmadan bakalım neredelermiş, nasıl güzelliktelermiş dünyanın en güzel çaycıları…

Her yer bembeyaz ve bu büyü bozulmasın istiyoruz. Kar topu oynuyoruz doyasıya, kardan adam yapıyoruz ya da sadece kar yağarken altında yürüyüş yapıyoruz. Öhö, öhö... O ses de kimden çıktı? Öhö, öhö... İşte yine o ses. Öhö, öhö... Aman Allah'ım, benden geliyor bu ses. Büyü bozulmasın isterken oldu mu bu şimdi? Çok bozuldum, çok. Daha da ilerlemeden gribe iyi gelen çayları…

İzmir’imizden Hakkari’mize her yer bembeyaz, her yer neşeli çocuk sesleriyle, her yer karda zıplayanlarla, her yer kar tanelerini tutmak isteyenlerle, her yer poşetle kayanlarla, her yer ne zaman kar yağsa ilk kez kar görüyormuşçasına mutlu olan biz dolu. Yarışlarımız, “en ilginç kardan adam yapma” çabalarımız tadında olsa, en büyük savaşımız kar topu savaşı olsa keşke her daim. En karanlık ideolojilerimiz…

Ankara’da soğuk bir cumartesi günü. Fakat güzel bir cumartesi, çünkü ablam gelmiş taa Ünyeler’den. Güzel bir yere kahvaltıya götürmek istedim onu. Biraz da kalabalık olmalı tabii, çünkü güzel kahvaltıların kalabalıkla ilgisi var en çok da. Toplandık 7 kişi ve düştük yollara. Gideceğimiz yeri arkadaşımdan duymuştum. Adı da Chef In The Kitchen. “Tıka basa” yemiş, çok lezzetliymiş filan. Benim için anahtar…

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close