Severek okuduk, severek izledik Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’yu. Ilhami Algör’ün aynı isimle kitabından uyarlanan film, son zamanların en iyi uyarlamalarından biri. Kahramanımız Arif’te kendi çabalayışlarımızı,, çırpınışlarımızı, felsefemizi, inanmak istediklerimizi bulduk belki, belki Müzeyyen’de olmak istediğimiz karakteri, ulaşmak istediğimiz özgürlüğü, kendinden emin duruşu, güzelliği bulduk. Kitaptan ya da ekrandan bize yansıyanları tecrübelerimiz şekillendirse de hepimiz bir “güzellik” bulduk, o net.

Derin bir sorgulamaya itmese de olaylar bizi, aşka ve hayata dair kendi inançlarımızın, tecrübelerimizin ve hislerimizin cümle içindeki hallerine şahit olduk. Henüz kitabı yayımlanmamış Arif’le hayallerimizi yaşadık, gizemli ve tutkulu yolculuğuna eşlik ettik, Müzeyyen ile sadece Müzeyyen olmak istedik çünkü “Müzeyyen gibi kadınlar kıskanılır. Müzeyyen kıskanılır.” diyordu Arif.

Başka şeyler de diyordu Arif ve Müzeyyen.

“Çıt’ın nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyordum. İçimden öyle geliyordu. Başka bir son düşünemiyordum. Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine…”

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku

“Aslında, tam diye bir şey yoktur,” dedim, “her tam, bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.”

“Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, o da yok muydu bu dünyada?”

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku

Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim.

Nereye gidiyorsun çocuk,” dedim içimden, “büyümeye mi?”

Bizim buralarda kadınlar ayıp/günah/yasak üçgeninde sıkıştırılmış vaziyettedir. Ama öyle görünüyordu ki, Müzeyyen bu üçgeni çoktan yırtmış, yerine bir şeytan üçgeni yaratmıştı.

“Aynadaki kadın benim zıttım,” demişti, “ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece… Çapkın, güçlü, özgür.”

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku

“Daha dün annemizin, çiçekli bahçemizin…” “Hocam” dedik, “yanlış yapıyorsunuz. Biz bahçeli evlerde oturmuyoruz, çiçekler saksıda. Öğlen uykusu bilmeyiz. İcabında numaradan göz yumar, kaşla göz arasında tüyeriz. Bu muhabbet bize uymaz.”

Market alışverişiyle, akraba ziyaretiyle aşk olmaz. Aşk ile ilişki aynı şey değildir.

arif ve müzeyyen

Öyle sadece ilişerek ilişki olmaz. Biraz sorumluluk alman lazım.

Adam kadını çok seviyor. Sevdikçe ruhu büyüyor. Ruh eve sığmıyor.

Gülmüştü.O gülünce ben rahatlıyordum.

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku

‘Allah ruh güzelliği versin,’ dedi bir tarafım.’Gözler ruhun aynasıdır.’ dedi bir şarkı.

Ve benim en sevdiğim kısım;

M: O zaman bi çay daha içelim.

A: Daha fazla çay içmek istemiyorum ben…

 

Yazar Hakkında

Sonra Belki Çay İçeriz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close