Muhabbet Bağı Şu An Buradasınız!

İzmir’imizden Hakkari’mize her yer bembeyaz, her yer neşeli çocuk sesleriyle, her yer karda zıplayanlarla, her yer kar tanelerini tutmak isteyenlerle, her yer poşetle kayanlarla, her yer ne zaman kar yağsa ilk kez kar görüyormuşçasına mutlu olan biz dolu. Yarışlarımız, “en ilginç kardan adam yapma” çabalarımız tadında olsa, en büyük savaşımız kar topu savaşı olsa keşke her daim. En karanlık ideolojilerimiz…

Evet Ankara’yım yeniden. 5 yıl üniversite, 1 yıl da iş hayatı derken 6 yılımı geçirdiğim Ankara… Ya da 6 yılımı verdiğim Ankara… Şimdi sende yeni günler, aylar, yıllar bırakmak için geldim. İnsan bıraktığı gibi bulacak sanıyor bıraktığı şehirleri. Uzun Hikaye filminde Münire’nin Ali’sine dediği “Her şey eskir Ali’m, sen eskime” repliği aklıma geliyor. Sevilenler eskimesin ama Ankara eskimiş benim için.…

Çok zaman geçti çayperestler, ihmal ettim sizi ve çayperesti. Ve aslında en çok kendimi, çünkü çayperest bir anlamda ben demekti. Kendim üzerine düşünmeyi, kendimle oturup bir çay bardağı dolusu muhabbet etmeyi, çayın kırmızısına bakmayı, kırmızısında kaybolmayı ihmal etmişim.Fakat yine de her şeye rağmen çay tadında geçti bu sekiz ay. Ve geldi eylül sabahları...  Öncelikle çayın kokusunda alın teri vardı; çünkü…

Merhaba Leylalar ve Mecnunlar, ama en çok Leylalar… LEYLA’YA MEKTUP Ben senin kapitalist piyasa koşullarına teslim olmana üzülürüm Leyla, “böyle gelmiş böyle gider” demene üzülürüm, emek hırsızlığı ile servetine servet katanlara tav olmana üzülürüm… Ben senin haksızlıklar karşısında kozmetik tutkuna üzülürüm Leyla, alnı secdeden kalkmayan adamların döktüğü kana ortak olmana üzülürüm, ekran karşısında her dizide başrol konforuna üzülürüm… Ben senin…

Üzgünüz efendim, çok üzgünüz. Hiç şiir okumamış insanlar, türkü dinlememiş, türkü söylememiş, hiç çocukla çocuk olmamış, gökyüzüne bakmamış, yıldızları saymamış, hiç tencere dibini sıyırmamış, sokakta koşturmamış insanlar ne kadar kötüyse, o kadar üzgünüz. Aldım bir bardak çayımı karşıma, konuştukça konuştum. Çay içerken hep bir gitmek geçer içimden, bir türlü tatmin edemediğim. Bir insandan gitmek, bir insana gitmek. Her bitiş bir…

“Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar uzak kalamam gözlerine” diyerek dibini gördüm bardağın, dibinde buldum kendimi “Hadi iç de çay koyayım” kısmında. Dudak payından iç de çay koyayıma gelene kadar olan zaman diliminde efkar basmadı değil. Kurduklarımdan değil, okuduklarımdan bu sefer. Ama başlıklar öyle güzeldi ki, insan daha başlığı okurken bile kendinden bir parça buluyor. Bakalım neler diyor bugün bize…

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close