Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar uzak kalamam gözlerine” diyerek dibini gördüm bardağın, dibinde buldum kendimi “Hadi iç de çay koyayım” kısmında. Dudak payından iç de çay koyayıma gelene kadar olan zaman diliminde efkar basmadı değil. Kurduklarımdan değil, okuduklarımdan bu sefer. Ama başlıklar öyle güzeldi ki, insan daha başlığı okurken bile kendinden bir parça buluyor.

Bakalım neler diyor bugün bize Ekşi sözlüğün güzel başlıkları.

Israrla İstanbul’da Yaşamaya Çalışan İnsan

Bu başlıkta nasıl kendimi bulmayayım? Uğraşıp duruyorum “Memleketime dönsem sıkılırım ben, alıştım bir kere büyük şehire” zırvalıklarını yineliyorum kendi kendime, ne zaman “Terket bu şehri” dese bir yanım. Hayır “18 yıl memleketinde yaşayıp Ankara’ya mecburi göç edip, oradan İstanbul’a gelen ve muazzam şekilde alışan ben değilmişim gibi” neden lanse ediyorum kendimi, kendime?

Bence şu entry durumun sebebini açıklar nitelikte:

İnsan memleketini niye sever? diye bir şey vardı eskiden. Viztontele’de mi neydi, hatırlamıyorum. Çok da önemli değil zaten. Bu ‘memleket’ meselesi illa ki ananın babanın göçüp geldiği ya da doğduğun, reşit yaşına erdiğin yer olmak zorunda da değil. Belli bir aitlik ilişkisi kurduğun yer, gidip geldiğinde gittiğin yerleri, başına gelenleri sakinlemiş bir kafayla dinleyip düşünebildiğin yer de olabilir.

Evet; kalabalık, pahalı, yorucu bir şehir burası. Ama tüm bunların yanında ait olduğunu düşündüğün şehir İstanbul’sa, diğer tüm zorluklar fasa fiso. Yaşayın canım ciğerim, boğulacaksanız büyük şehirde boğulun. Tabii arada ilişkiyi gözden geçirmekten kimseye zarar gelmez.

Bir Sevgi İçin Katedilecek En Uzun Yol

Birden “Hoop” kendimi bu başlıkta buldum.  Ben başlığa dair çok daha farklı hikayeler düşünedurayım; başlığımızın esas hikayesi şöyleymiş.

bazen yaklaşık 10 metredir”

bir sevgi icin katedilecek en uzun yol

Hayatın Çok Güzel Olduğunun Anlaşıldığı Anlar

Sevgi için en uzun yolu katettikten sonra hayatın çok güzel olduğunu tabii ki anlamışızdır. Ama başka anlar da var hayatta “Ulan yaşamak güzel be” dedirten. Bu başlık bize içinde “çay” olan anların “hayat güzeldir” dedirttiğini farkettirecek.

işin gücün çok olduğu, kendinden başka herşeyi düşünerek geçen günün sonunda, can çay isterken çay ocağının kapandığını farkedip kendi haline acınırken gözün masadaki yarım bardak sabahtan kalmış, unutulmuş çaya iliştiği an. ne güzeldir o buz gibi çayın yanında bir de sigara yakıp öylece oturup kalmak ve bakmak koşturup duran hayata.

“yağmurdan kaçılarak girilen çay bahçesinin brandası altında, hafif yağmur taneciklerinin ıslattığı sandalyeyi elinle şöyle silip oturduktan sonra, gelen çayın haşlama olduğuna aldırmadan sıcacık camına elini yapıştırmak”

Öyle çok, öyle güzel anlatmışlar ki bu anları… Hepsi gözümüzün önünde ama elimizin tersiyle ittiğimiz anlar. Ve bir de kulağa küpe olmalık entry var. “çok nadir yaşanan anlardır. böyle anları yakaladığınız zaman sıkı tutun ki çabuk kaçmasın.”

Ama şu ufak bir anı da hayli gülümsetti. “abla ister misin çukulatamdan?” 

hayatin cok guzel oldugunun anlasildigi anlar

 

5 Yıl Önceki Kendine Mektup

Kendimi de düşünmedim değil “5 yıl önceki bana ne yazarım?” diye. Ama halihazırda yazılmışlarını okumayı tercih ettim.

Kimisi geçmiş hatalarını komik dille anlatırken, kimisi harbi adam/kadın rolünde hayat derslerini dizmiş. Kim ne derse desin, o mektuplar yazılsa da, bir 5 yıl daha geçse ve şu ana yazıyor olsak, aynı hataları yapmış olur 5 yıl sonraki halimiz.

Bkz.:

“ne desem de sen yine herşeyi yanlış yapacaksın o yüzden koy ver gitsin.”

“(bkz: tünelin ucu bombok bir yere cıktı)”

Bkz.:

bes yil onceki kendine mektup

 

5 Yıl Sonraki Bana Mektup

Yine bu başlık da tıpkı “5 yıl önceki bana mektup” gibi kah güldürüyor kah yüzleri düşürüyor.

Bkz.:

hala sevgilin yok mu aq salağı?”

“hala sektörü bırakamadıysan allah belanı versin.”

“hala o kızla konuşamadıysan çıkma karşıma.”

“sevgili ben,

bugün işverenim bana ”5 yıl sonra kendini nerede görüyorsun” diye sordu.

doğru ve yerinde bir cevap verip gözüne girmek istiyorum. neredesin?

acil bilgi bekliyorum senden.

Öptüm. kind regards”

Bkz.:

“eğer hayattaysan;

umarım sevdiğin adamla uyanıyorsundur.”

“tüm seçimlerin, doğruların, yanlışların, başardıkların ve başaramadıklarınla seviyorum seni. elinden gelenin en iyisini yaptın biliyorum ve seninle gurur duyuyorum.”

bes yil sonraki bana mektup

Hönk!:

mezar soğuk mu. pişman mısın? çok iyi yaptın aslında. cesaretine kurban.”

Daha nice başlıklar var, içine girince cümleler arasında kaybolacağınız. Lakin benim çayım bitti, bana müsade sevgili müptelalar. Çayları tazeleyip devam etmek de vardı ama 5 yıl sonraki kendime sıkıcı ve kötü hikayeler biriktirmek istemem. Bkz. O son çayı içmeyecektin. İşinden oldun, mutlu musun?

Yazar Hakkında

Sonra Belki Çay İçeriz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close