Çok zaman geçti çayperestler, ihmal ettim sizi ve çayperesti. Ve aslında en çok kendimi, çünkü çayperest bir anlamda ben demekti. Kendim üzerine düşünmeyi, kendimle oturup bir çay bardağı dolusu muhabbet etmeyi, çayın kırmızısına bakmayı, kırmızısında kaybolmayı ihmal etmişim.Fakat yine de her şeye rağmen çay tadında geçti bu sekiz ay. Ve geldi eylül sabahları… 

eylul

Öncelikle çayın kokusunda alın teri vardı; çünkü memleketime, köyüme gelmiştim. İnsanların gezip tozmak için değil de fasulye, biber, patates, mısır ekmek için hava durumundan gözünü ayırmadığı, günler yağmursuz geçecekse yarına ekinleri sulama planı koyduğu günlerle doldurulan çay bardakları vardı hayatımda. Temel geçim kaynaklarından biri fındık olduğu için kış çok soğuk, buzlanmalı, donlu geçerse çocukların okul masrafının nasıl karşılanacağı, seneye ne yenilip ne içileceği üzerine kafa yormaktan uykusuz gecelere şahit çay bardakları vardı hayatımda. İmeceliğin devam ettirildiği güzel köyümde bahçeden çıkıp eve değil de komşuya gidilip çay içerken “Sizin fasulyeler dökmüş maşallah, bizde yok bu sene” cümlesinin hemen ardından “Paylaşırız, bizde var bu sene çok şükür” denilen komşu tatlı dilliliğiyle doldurulan çay bardakları vardı hayatımda. İşi biten ustalara, kalfalara, imecelere, yardıma gelenlere, yoldan geçene, iki dakika uğrayana “Kızım çay demle de içelim!” diyen babam ve annemle geçti sekiz ayım çok şükür. İlçeden köyüme dönerken bindiğim minibüste kardeşimi arayıp “Çay demleseneee, bindim minibüse geliyorum ben.” şımarıklığıyla geçti sekiz ayım ve tabii ki minibüse binen kardeşime çay demlemekle… Kar yağdığında, yağmur yağdığında, güneş açtığında hele de tüm aile evdeysek o çay bu masaya gelecek! Karın, yağmurun, güneşin güzelliğine çay bardağına dolan çayın sesi, çay kaşıklarının sesi, çayı yudumlama sesi ve sonraki derin bir “Oh” sesi… Böyle geçti sekiz ayım.

Kahvaltı hazırlama süreci çayın suyunu koymakla başladı, öğle yemeği sofrası hazırlama süreci çayın suyunu koymakla başladı, akşam yemeği hazırlama süreci çayın suyunu koymakla başladı. “Kahvaltı hazır” diye seslenen sesin akabinde masaya gelenlerden biri “E çay demlenmemiş?” derse o kahvaltı hazır değildir sevgili çayperestler. O sabah kahvaltıya misafir bekleniyorsa, aceleden hani olur da olmaz da hani olur da çayı demlemeyi unuttuk. Eyvah! Bir “etekleri tutuşma”, bir “yangından mal kaçırma”, bir “iki eli bir ayağına dolanma” halleri içinde iş güç bırakılır ve çay demlenir.
sabah-cayi

Biz çayperestler iyi biliriz ki; sabah çayımızı içmediysek başımız ağrımaya başlar. “Başım ağrıyor, çay içmem lazım.” dediğim de oldu sekiz ay boyunca. Çay aslında bir ağrı kesicidir; çaysızlıktan ağırlaşan başların ağrısı için, düşünmekten ağırlaşan başların ağrısı için, sevmekten ağırlaşan başların ağrısı için, özlemekten ağırlaşan başların ağrısı için en etkili ağrı kesici. Çok çay içtim bu yüzden sekiz ay boyunca, çünkü her günüm için bir sebebim vardı başımın ağırlaşması için. Ve bu sebeplerden daha çok sebebim vardı başımın hafifleşmesi için.

Ve bir mevzubahis var, Eylül ayında içtiğim çayın rengini değiştiren. Ve bundan sonra içeceğim çayların rengini değiştirecek olan… Bir ömür çayını koymamı istedi benden. Çünkü denilene göre “Seni çay içerken izlemek, seni çay doldururken, seni demlerken çayı… Kimseler inanmasa da düpedüz sevap…”  Sıradaki çay ve sonraki çayların hepsi sana gelsin. Yan masadan gelen yanar dönerli çay tabağı da benden, soğuklar seni üzmesin diye içeceğin ıhlamurlar da, efkarlı havanda yetişecek demli çaylar da, yorgun argın gün sonuna yetişen papatya çayın da… Hepsi benden olacak! Dilek Türkan’ın çok sevdiğim bir şarkısı vardır, “Cici Beyim” Diyor ki şarkının naif sözleri “Sev beni, sev beni, sar beni, severim vallah severim billah seni” Çay içen kadının sana bakarken gülen gözleri, işte böyle sözler fısıldıyor olabilir size. Ve çayı seven kadın, ömrünü seninle çay içerecek geçirmeye karar vermişse, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır. Ve ömrünü seninle çay içerek geçirmeye karar vermiş çayı seven kadın güzeldir, ömründeki de…

Böyle geçti sekiz ayım. Çay kokulu günler, çay tadında aylar, çay renginde mevsimler biriktirtirdim. Tek boyutlu geçirmiş gibi gelsem de size; o çaylarda her kokuyu, her tadı, rengi, her nefesi, her kelimeyi duyumsayabiliyorum ben. Hayatınızdan ince bel eksik olmasın çayperestler, o beli sımsıkı kavradığınız günlere…

(Not: Son paragraf Can Yücel’in “Rakı İçen Kadın” şiirinden esinlenilerek yazılmıştır. Bunu da belirteyim de arıza çıkmasın.)

Yazar Hakkında

Sonra Belki Çay İçeriz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close