Türkiye’de kadın olmak… Son zamanlarda duyduğumuz haberlerden sonra yükü iyice ağırlaşan bir durum. Resmi rakamlara baktığımızda 7 yılda %1400’lük artış gösteren kadın cinayetleri de Türkiye’de kadın olmanın bedellerinden biri.

Daha küçük yaşlarda mahallede koşarken veya bisiklet sürerken düşüp yaralandığında “Ne işin var sokakta, bisiklet tepelerinde erkek çocuklar gibi” cümlesiyle başlar kadınlık. Erkek çocuklar için “Adam olacak benim oğlum” denilen günün türlü kutlamalarla duyurulurken, kız çocukların genç birer kadın oldukları gün büyük bir ayıp gibi evin erkek fertlerinden saklanır. Ve özellikle de bu utanç gününden (!) sonra başlar kadınlık. Giyim kuşamına, oturmasına, kalkmasına, konuşmasına, gülmesine hep laf eden çıkacaktır artık. Ve tüm bunları kurallarla kontrol altına almaya çalışan, ahkam kesenlerle sürekli devam edecek bir çatışmanın içinde bulacaktır kendini. “Kadın dediğin” ile başlayan cümlelerin öznesi, yüklemi her şeyi “kadın” olacaktır. Ve ne yazık ki tecavüzlerin de… Erkeklere tecavüz etmemesini öğretmeyi tercih etmeyen toplum, kadına nasıl giyinmesi gerektiğini ve bunlara uymadığı takdirde de “tecavüz”ü hak ettiğini vurgulayacaktır her fırsatta. Ve tüm bunların sonucunun vardığı nokta “Kadın Cinayeti”

Sessizlik. Bir kadın doğdu. Onu doğuran da kadın değilmişçesine üzülelim, görev beklemez. Yürümeye, koşmaya başladı. Erkek olsa komşulara pipisini gösterirdi “Göster oğlum amcaya” kahkahaları altında. Ama kız çocuğu, olmaz ayıp. Sokağa çıkmaya başladı. Bisiklet tepelerinden inmez oldu. Ne işi var mahallenin erkek çocuklarıyla? Bak bir de koşuyor utanmadan. Al işte düştü. Hak etti, erkek fatmalık yaparsa önce dizi kanar, sonra… Büyümeye başladı, eli iş görmeli artık. Annesine yardım etmeli, sonra evlenince “Annesi bir şey öğretmemiş” derler ya da daha kötüsü ya evde kalırsa? İşte o gün geldi, kadın oldu. Büyük bir suç işlemiş gibi kimsenin anlamaması gerektiği kan. Dünya üzerinde de sırf kadınlar bu kadar iyi saklayabildikleri için her ay regl olduğunu hiç bir erkek bilmiyor zaten. Erkek kardeşinin sünnet merasimini yedi düvele duyuran ailesi, onun bu önemli gününde sadece gizlice ped vererek kutlar. Ne mutlu kadınım diyene!

Büyüdükçe, güzelleştikçe, serpildikçe giyimine kuşamına, oturmasına kalkmasına her zamankinden daha çok dikkat etmek zorunda. Tercih meselesi değil, mecburiyet. Yoksa birtakım karşı cinslerin bazı organlarını harekete geçirir ve mecburen tecavüz etmek zorunda kalırlar. E, giyinmeseymiş öyle, binmeseymiş dolmuşa, evde tekken dışarıdan yemek söylemeseymiş, gecenin erkeklere ayrılan vaktinde sokakta olmasaymış. Evet, düşündüm de hak etmiş.

Sıra geldi evliliğe. Bekaret önemli. Anatomik ve fizyolojik yapısından çok sosyal ve kültürel yorumlamayı seviyoruz adında bile mahalle baskısı olan kızlık zarını. Beyaz gelinliğin anlamından, kırmızı kurdelaya kadar her şey insanlara “Ben bakireyim” çığlıklarını sessizce haykırmak için düzenlenmiş bir kurgu.

Namus, aşk – ki sonucu böyle bir şeye varan durumu aşk demeye dilim varmıyor-, tecavüz, kıskançlık… Sonucunda ölen bir kadın, bir anne, bir üniversiteli, bir çocuk, daha yaşanacak günleri olan bir insan. Kafanın içine koyulan yerine bacak arana koyulanla düşünmen sonucunda sensin hayatları çalan. Pişkin pişkin “DNA anlaşılmasın diye yaktım” diyen de sensin. Başını testereyle kesen, 11 yerinden bıçaklayan da sen. Öldürdüğün kadının cenazesini taşımaya yeltenme sakın! Onun cenazesini kaldırmak için ön safta durma! “İyi bilirdik” deme sakın ardından, o cümlenin altı senin fantazilerinle dolu. O kadını koruyamayanlar duyarsız naralar atmasın! Aklınızdan “Kim bilir ne giymiştir?” gibi cümleler hiç geçmemişçesine hassas davranmayın! Yapılan ahlaksızlığa da sövmeyin, sizin eseriniz, “Erkektir yapar” diyen kafaların eseri, erkekleri yüceltip kadınları ikinci plana atan kafaların eseri bu ahlaksızlık! Ben, ben de susmalıyım. Ben de koruyamadım. Bu zamana kadar hakkımızı aramak için yapmadım bir şey. Her bir cinayet haberini kuru üzüntüyle geçiştirdim. Aklımın bir köşesine “Benim de başıma gelirse…” korkusunu yerleştirip kafama, normalüstü hayatıma devam ettim. Normalüstü çünkü ruh ve beden sağlığımı koruyarak her akşam uyuyabilmem, özellikle bu günlerde normalüstü.

Ve şimdi her gün öldürülen kadın haberleriyle çalkalanıyor her yer. 2010 yılının aralık ayında kendisini ölümle tehdit eden eski eşi tarafından Ankara’da sokak ortasında öldürülen Ayşe Paşalı, ayrı yaşadığı eşi tarafından öğrencilerinin gözü önünde boğazı kesilerek ağır yaralanan ve sonrasında öldürülen öğretmen Özlem Yılmaz, birlikte yaşadığı kişi tarafından cadde ortasında bıçaklanan ve ardından tekmeler atılan iki çocuk annesi Şehri Filiz, bıçaklanıp ardından başı testereyle kesilen Münevver Karabulut, bindiği dolmuşun şoförü, oğlu ve arkadaşı tarafından tecavüz edilip yakılan Özgecan Aslan ve niceleri… İşte sonuç bu. Elimize sağlık. Kutlayalım bunu, Sevgililer Günü’nde, Kadınlar Günü’nde, Anneler Günü’nde…

Yazar Hakkında

Sonra Belki Çay İçeriz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çay demleniyor, lütfen bekleyiniz...

Pardon Bir Dakika Bakar Mısınız?

Senin için çay kokulu yazılar demliyoruz. Posta kutunu çay kokusu sarsın istiyoruz. E-posta adresini ve adını paylaş ki, yazılarımızı soğutmayalım.
Close